9 Şubat 2010 Salı

2009 Naz ve Duru'nun yeni yil mesaji

Bu blogun bir sene once kurulmasina Naz ve Duru'nun gecen sene yazip herkese gonderdigi yeni yil mesaji sebep oldu. Ben de blogun birinci yilini kutlamak anisina, teee eley'deki buzdolabimda asili duran onlarin yazdigi bu yaziyi kayit altina almak istedim, burada yaziya doktum. Turkce karakterler kullanamadim affola. Foto da koymak istedim ama Naz fb hesabini kapatmis, internetten biraz aramayla bu fotolari ekledim:



Ayrica Naz'in fotosunu ararken Sabah arsivinden su haberi buldum. Umarim bunlari buraya koydum diye kizmazsiniz kizlar :)

Neyse konu-bahsi gecen yazi asagidadir:

Sahip olduklarimizin degerini, gercekten hayatimizdaki yerlerini anlamak icin oyle her an, hep beraber olmaya gerek yok... Hayatta basiniza ne gelirse gelsin yaninizda olan, olmaya da devam edecegini bildiginiz ve sizi kosulsuz seven birilerinin varliginin verdigi huzur bence her seyden degerli... Yan yana gelindiginde paylasilanlarin isiltisi, yenen yemeklerin tadi, sohbetlerin canliligi...

Yillar gectikce buyuyen, buyudukce guzellesen, guzellestikce de bizi birbirimize daha cok baglayan bir evimiz var. Bu evde huzun de paylasildi, mutluluk da... Gozyaslari da beraber yasandi, kahkahalar da. En guzeli de bu. Ayri hayatlarin yarattigi ortak bir macera. Farkli sehirlerin hatta farkli ulkelerin yarattigi ortak bir dunya. Kaybettiklerimizin bile yanimizda oldugunu hissederek hic eksilmeden devam ettirdigimiz bir mucize... AILEMIZ...

"Buyuk bir ailen varsa her seyin var demektir..." Buyuk ve icinde olmaktan gurur duydugumuz bir ailemiz var. Hayatta sahip olabilecegimiz her guzel hatirayi bize hediye etmis, bizi seven ve yetistiren mukemmel bir aile...

Sevgimiz ve birlikteligimiz hic bitmesin... Sizi cok seviyoruz salamonlar :)

Yeni yiliniz kutlu olsunnnn:)

NAZ & DURU GOKTAN

23 Ocak 2010 Cumartesi

Hatiralar -Çilli Horoz türküsü

Pek hazzetmem bu tarz müziklerden, Ankara'da köy dügününe de gitmisligim yoktur, ama sonuç olarak bir Ankara (ya da o yöre diyelim çünkü Afyon olarak da geçiyor) halk türküsü, eh aile arasinda ya da uzakta gurbet ellerde olunca böyle seyler dinleyesi geliveriyor insanin. Sözleri de pek hos degil üstelik çocuk parçasi olarak geçiyor. Bakalim size neler hatirlatacak, buyrun Çilli Horoz'u siz de dinleyin. Çocuklugunuzdan hatirladiginiz türküleri siz de buraya koyun ailenin isitsel ve görsel hatiralarini toplayalim hep birlikte.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Salamonlar'in Eley ayagi Kaliforniya gezisi

Efendim bildiginiz veya okuyacaginiz uzere Salamonlarin Eley ayagi bu kis Turkiye'ye tesrif etmediler. Onun yerine Kaliforniya'nin sahillerini boydan boya dolastilar. Tipki Turkiye bati sahillerini dolastiklari gibi arabalarina atlayip Kaliforniya'da yeni ve guzel yerler gorduler. Size bu yerlerden ufak resimlerle bir takim bilgiler topladim. Buyrun zevkle okuyun...


Santa Barbara'ya dogru araba ile baslayan yolculugumuz, oradaki ogle yemegi molasindan sonra Solvang adindaki bir kuzey Avrupa
sehrine benzetilmis kasabayi gezmemizle basladi. Efendim bu Amerikalilar eski dunyaya cok merakli Araplar gibi her mimari eserin bir taklidini yapiyorlar desek de burasi aslinda kuzey Avrupalilar'in (Danimarkali, Isvecli, Hollandali gibi) doldurdugu bir kasaba sehir. Tabii mimari kuzey Avrupa ulkelerine benziyor haliyle. Noel olmasi sebebiyle her taraf uygun olarak donatilmis bezenmis ancak kis olmasi nedeniyle de cok uzun gezmek mumkun degil. Zaten kasabanin ana caddesi de kucuk bir meydandan ibaret. Bu meydanda (fotograftaki degirmenin arkasinda kaliyor) Danimarka'nin unlu kulesinin ucte bir kucultulmus hali de mevcut. Nasil da ozenmisler. Neyse yolculugumuzun daha ilk ayaginda "bak Avrupa'ya gidemedik diye uzulmeyelim burada herseyin daha yenisi giciri var, ustelik ucaga binmeye bile gerek olmadi" diye sevindik (tamam itiraf ediyorum birazcik da alay ettik).

Burada ben denizi sasirmis olarak goruyorsunuz, biraz da sevinmis, cunku sanki baska bir dunyada gibiyiz. Eh Danimarka'yi da gormedigime gore farki anlamam da mumkun degil.

Bu sehirden ciktigimiz gibi solugu kalacagimiz San Luis Obispo sehrinde aldik. Burasi bir universite sehri. Kaliforniya Politeknik Universitesi'nin bulundugu sehir. Bir de askeri us var. Minicik bir sehir. Kaldigimiz Inn cok affilliydi ama. Ertesi sabah Noel arifesinde uyandik, tabii burada da her yer suslenmisti.















Ertesi gun ciktik unlu medyaci William Randholf Hearst'un bin dokuzyuzlerin basinda insa ettirdigi kalesine dogru yola ciktik. 30'larda buyuk ekonomik krizden sonra isleri iyi gitmeyince yaptirdigi bu "evi" Kaliforniya hukumetine devredip muze olarak gezilmesini saglamis. Zamanin onemli politik, medyatik, film dunyasi sahsiyetleri ile hasir nesir olmus onlari tanimak icin evinde konuk olarak agirlamis, evi adeta luks bir tatil cenneti. Ev ve etrafi o kadar buyuk ki gezmekle bitmiyor icinde acik ve kapali olmak uzere iki tane, iki tenis kortu buyuklugunde havuz, iki tenis kortu, atla gezi alani, dort konuk evi ve herhalde musdahdemin kalacagi yerler var. Dort tane konuk evi var hepsi ayri tarzda dosenmis. Kendi evi ayri bir muamma, icinde sinemasi var, bayagi da buyuk. Hearst on yasindayken annesi ile bir bucuk sene boyunca Avrupa'yi gezmis ve orada gorup etkilendigi ne kadar mimari varsa hepsini kullanmis. Julian Morgan adindaki unlu bir mimara yaptirmis. San Francisco'ya gidenleriniz ve mimari ile ilgilenenleriniz belki bilir bu ismi.






















Ilk resim kendi evi, sagdaki bir konuk evi ve sonraki resim de kendi evinin icindeki on salon.

Buradan ciktiktan sonra daha kuzeye arabamizla yol aldik. Bu yol unlu filmlere konu olmus Amerikalilar'in romantik buldugu bir yol cunku Amerika'nin herhangi bir yerinde rastlanmasi zor olan donemecli, daglik, ayni zamanda okyanusa paralel, tek seritli ve ayiracsiz bir yol. Hani bizim "hatali sollama kazalarinin" gerceklestigi turden. Eski Marmaris-Datca yolu gibi. Biraz daha Avrupai bir havasi var. Buradan Monterey Bay denilen John Steinbeck gibi unlu yazarlara, sairlere ev sahipligi yapmis, ilham vermis sehire gittik (okuyanlar icin Cannery Row'u gezdik). Cok buyuk bir koy olan Monterey'de dogal okyanus canlilarinin binbir turlusu bulunuyor. Koyun dibinde cok derin bir reef olmasi ve okyanusa nazaran daha az calkantili olmasi nedeniyle bir suru deniz canlisini barindaracak ve besin saglayacak bir mekan olusturuyor. Buraya gelen deniz canlilari arasinda deniz aslanlari, deniz kunduzlari, ve balinalar bulunuyor. Tabii bir suru kus turu de bu bolgede. Tam bir acik hava hayvanat parki. Ayrica burasi golf klupleri ile de unlu bir yermis. Burada iki gece kaldik, akvaryumunu gezdik, dogal hayata baktik.














Pacific Coast Highwayden bir goruntu ve ben balinalari izliyorum.

Point Lobos devlet parki'nda Cevat
















Yine ayni parktan bir agac ve okyanusa bakan kayalarin goruntusu




















Monterey sehrinde akvaryumu gezip seker deniz kunduzlarini da gordukten sonra Oakland ve Berkley'e dogru yola ciktik. Burasi Bay Area dedikleri San Francisco sherinin karsi kiyisinda, sehre bir kopru ile bagli baska bir sehir. Unlu UC Berkeley Universitesi'nin ana kampusunun oldugu bolge. Bir gece burada sinif arkadasimda kaldiktan sonra iki-uc gunlugune de San Francisco'yu gezdik. San Francisco ve Bay Area, bati yakasinin tek bilinen buyuk Avrupai sehirleri. Avrupai cunku kucuk, sirin ve kendi kendine yeten mahallelerden olusuyor. Mesela bu sehirde arabaya daha az ihtiyac var ve bir mahallede oturuyorsaniz buranin merkezi bakalli, manavi, lokantasi, camasirhanesi, kasabi, dukkani, kafesi bulunabiliyor. Berkeley Amerika'nin solcularin kalesi, okul da cevresi de eklektik bir yapiya sahip, her turden insan var, her turden bina var, cirkininden guzeline...

Ben Allison'in scooter'ini denerken


Berkeley Universitesi'nin en cirkin binasi mimarlik binasi ile kutuphanesi








Berkeley'deki diger arkadaslarimiz da Maryland'den tanidigim Bulgar Rossitza ile kocasi bizi oradaki bir Turk lokantasina goturduler (Turkish Kitchen). Cevat tabagindaki tavuk iskenderi bitirip benimkini de siyirdi, dahasi super leziz bir kunefe'nin dortte birini mideye indirdik. Cevat'in mutlulugunu kucuk de olsa asagidaki fotografta gozlerinde goreceksiniz.

Diger iki fotoda da San Francisco'da kaldigimiz otelin odasi gorunuyor. Sonradan ogrendigimize gore eskiden gaylere ait bir genelev olan bu otel, 70'lerdeki AIDS salgininda sehrin ilk ve tek kadin belediye baskani Dianne Feinstein tarafindan kapatilmis ve simdiki otele cevrilmis. En sagda otel odasindaki televizyonumuzun buyuklugunu gosteriyorum.















Veee su meshur Lombard street, filmlere konu olmus dik bir yokustan zigzag cizerek inilen kenari agaclarla bezenmis araba yolu... Cevat'in cok sevdigi What's up doc adli Barbara Streisand ve Ryan O'neil filminde araba kovalamaca sahnesine konu olmus.

San Francisco'ya kadar gidip bir tane de Altin Kapi Koprusu konulu bir foto koymazsak ayip olurdu...

















Daha sonra donus yolculugumuzu da Silikon Vadisi uzerinden yaptik. Nedir su datkam bizinisi dedik, bir de biz gozlerimizle gorelim dedik, vadi hakikaten silikon muymus diye sorduk... Biz silikon gormedik valla, sirketler de pek bir ruhsuzlugun ortasina kurulmus yerler. Yolda su yuksek derece ile okuyanlarin okulu Stanford'a bir ugrayalim dedik, Intel muzesini gezdik, Apple'in merkezine gidip binanin etrafinda arabayla bir kere dolasip hac gorevimizi de yerine getirdikten sonra, Google'a ugrayamadan donus yoluna koyulduk.


















Baba bizde bu ilk intel islemcili bilgisayar yok muydu? Bak muzelere dusmus ne kadar degerli ben dedim sana atmayalim diye, birgun degerlenecek diye...


















Iste bir maceramiz da boyle gecti. Bazi yerleri cok iyi gorememekle birlikte vakit buldugumuzda tekrardan donmeyi umut ediyoruz. Sizleri de bekleriz. Sevgilerle

24 Kasım 2009 Salı

Toparlanın Salamonlar

En son Doğukan'ın düğünün de hepimiz olmasa da çoğunluğumuz bir araya gelmiştik. Araya giren kocaman bir yaz, sonbahar telaşından sonra yeni yıla girmeden önce bayram vesilesiyle burada bir araya gelelim istedim...

İslamiyet öncesi Türklerin yeni yılın gelişini 21 Aralık’ın 22 Aralık’a bağlayan gece, bir çeşit çam ağacı olan akgünlük diğer adıyla akçam altında kutladığını biliyor muydunuz?

Nar Moğol kökenli bir kelime olup güneş; tugan, dugan doğan anlamına geliyor ve günün geceye karşı zaferi olan doğan güneş bayramı Türklerin geleneklerinde hayat ağacı etrafında kutlanıyordu. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’a göre Türklerin tek tanrılı din öncesi inancında yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor. Buna hayat ağacı diyorlar ve bugün bu ağacı izini kilim, halı ve işlemelerimizde motif olarak görebilirsiniz. Türklerde güneş çok önemli ve bu iki günde gece gündüzle savaşıyor, uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.

Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen’e dualar ediyorlar. Duaları tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına o yıl için dileklerini temsilen bantlar bağlıyorlar. Evlerini temizliyor, güzel giysiler giyiyor, ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Bu mutlu günde aile büyükleri ziyaret ediliyor, aileleri bir araya gelip yiyip içiyorlar.

Güneşin zaferini, yeniden doğuşunu ise Türkler büyük şenliklerle akçam ağacının altında kutluyor. Bu bayram aile ve dostlarla bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur getiriyor.

Şimdi Salamonlar bundan geri mi kalalım sorarım size? Önümüzdeki bayramda, yeniyıl kutlamalarında nerelerdesiniz, neler yapıyorsunuz yazın bize...

7 Temmuz 2009 Salı

Fahriye, Cazibe ve Sezgi - 4 kuşak



Doğukan & Pınar Düğün

Güzel bir 4 Temmuz Cumartesi günü Salamonlar (bazılarımızdan fire de versek) Baltalima'nında Doğukan Ertürk'ün düğünü için bir araya toplandı. Yenildi, içildi, dans edildi... Ertesi gün brunch için Fenerbahçe burnundaki Cafe Romantika toplantısı da keyifli geçti.

1 Haziran 2009 Pazartesi

Kurufasulye Günü@Tarabya, İstanbul




Yazın geldiği şu günlerde Salamonların hızını hiçbir şey kesemiyor, rüzgarlı ve serin bir hava bile! Ayağının tozu ile İstanbul'da olan Tuğrul, oğlu Doğukan ve gelini Pınar ile Kurufasulye gününe geldi. Los Angeles'ten geldikten sonra hummalı bir yaz koşuşturması yaşayan hemşiresi Gülgün, validesi Cazibe de oradaydı. Tabii kambersiz düğün olmaz; pistlerin hızlı dansçısı Kemal ve ailenizin fotoğrafçısı (bu yüzden fotoğraflarda ben :( yokum ) pek sevgili kızları Sezgi de oradaydı. Evinin neredeyse dibinde sayılan Tarabya Torch'a gelmeyen pek sevgili kuzenimiz tembel Kolejli Nilay'a buradan dil çıkarıyoruz!